BIY AD

Zaman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Zaman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Mayıs 2010 Cuma

Beşiktaş ve Newley'in seçimi {Okay KARACAN}




Sezonun olgunlaştığı bir dönemdi ve köşeyi basketbola ayırmıştık. İstim üzerindeki Beşiktaş'ın sezonu şampiyon kapatabilecek potansiyeli üzerinde durduğumuzu hatırlıyorum. Tek yapılması gereken, oyuncuların ödemelerinin düzenli bir şekilde yapılması ve bilhassa yabancı oyuncuların bu konudaki hassasiyetlerinin iyi yönetilmesiydi.
Akatlar'ın harika atmosferini yaratan seyirciyi o salona toplamanın tek yolu basketbol takımını, futbol takımı için harcanan onca milyon doların yüzdece minicik bir kısmıyla iyi idare etmekti.

İşlerin şimdiye kadar iyi gittiği söylenemez. Fırtınalı günler yaşandı basketbol takımında. Aksayan ödemeler, göz ucuyla duyulan ilgi ve kaçan seyirci başlangıçtaki harika havayı yok etti. Akatlar'ı birkaç sezon önceki atmosfere çevirmek mümkün olmasa da takım birdenbire play-off serisinde sezonun favori takımı Telekom'u, 1-0 geride başlamasına rağmen, üstelik Ankara'da iki kez yenip 3-1'lik seriyle elemeyi başardı.

Filmi biraz geri sarıp 5-6 hafta öncesine dönünce aslında bugün gelinen noktanın pek de beklenmediğini söylemek yerinde olur. Galatasaray'la oynanan maç öncesi takımın önemli silahı skorer ismi Avustralyalı Brad Newley'e alacaklarının ödenmemesi nedeniyle sözleşmesini tek taraflı feshetme hakkı doğmuştu. Bu arada cazip bir para karşılığında İtalya'nın Armani Jeans takımıyla anlaştığı haberi şok etkisi yaratmıştı.

Baxter sorunu, Chatman'ın doping hadisesi son derece sıradan geçen basketbol sezonunu renklendirecek takımın enerjisini uçurmuştu. Newley haklı olarak, İtalya'da en az bir ay daha basketbol oynayacak, profesyonel yaşamın gereği ücret ödeyene hizmet edecekti. Beşiktaş yönetimi geç de olsa devreye girip Avustralyalıya ödemelerin yapılacağını, kontratı feshetme hakkını dondurmasını istediler. Bu arada Armani Jeans, kararı kalmak yönünde olsa da, işi biter bitmez İtalya'ya gelmesi teklifini iletmişti Newley'e.. Durumu kimseye açmayıp, yeni bir pazarlık hesabına girmeden takımda kalmayı tercih etti. Fazladan üç beş kuruş fazlasını değil, takımdaşlığı ve mücadeleyi sonuna kadar sürdürmeyi yeğledi. Bu aşamada özel antrenmanlar yapmaya başladı. Saatlerce şut çalışması yapıyor, sezon ortalamasını zorlamaya başlıyordu. Newley çalışmasının karşılığını play-off'larla birlikte almaya başladı. Telekom serisinin yıldızıydı. NBA patentli Davis'i durdurduğu ikinci maçın en çok skor üreten, 25 sayıyla galibiyeti getiren ismiydi. Newley'in cesur yüreği serinin üçüncü maçında da başladığı işi bitirmenin huzuruyla çarptı ve bu kez 21 sayı ve dengeli oyunuyla maçın kahramanı oldu.

Newley'in alkışlanası, ders alınası hikâyesini aslında geçen hafta kişisel blogunda kariyerin paradan daha önemli olduğunu dile getirdiği yazısıyla Karşıyaka'nın Amerikalı basketbolcusu Zelly Wesson dile getirmişti.

Galiba aklın yolunu bir tutan adamlar bu ülkede spor yapıyor ve biz onları fena halde ıskalayarak yaşıyoruz. İşte Newley'i anlamak için Wesson'ın satırlarından bir demet: "Çok kısa olduğunuzu söylüyorlarsa, onlara hatalı olduklarını kanıtlayın. Tecrübesiz olduğunuzu söylüyorlarsa, onlara hatalı olduklarını ispatlayın. EuroCup ya da Eurolig'de oynayamayacağınızı söylüyorlarsa, o zaman onlara yanıldıklarını gösterin. Bütün bu yorumları kullanın, omuzunuzun üstünde bir çiple oynayın. Her yıl düzenli olarak daha iyiye giden oyuncular böyle oyunculardır. Para kazanmayı hak eden oyuncular böyle oyunculardır. Böyle oyuncuların kariyeri olur. Kendilerini daha iyi olmak için motive edecek herhangi bir şey mutlaka bulurlar!

Kimseye bir şey verilmez. Bir sözleşmeyi elde etmek için, yükümlülüklerinizi yerine getirmelisiniz. Bazen ileriye bir adım atma fırsatı yakalamak için, geriye doğru 2 adım atmalısınız. Ama her başarı ile bir ödül gelir. Yaz yaklaşırken tüm sporculara en iyi dileklerimi sunuyorum. Odaklanın!"

İtalya'da Beşiktaş'ta tahsil edemediğinden fazlasını alacakken, kariyerine ihanet etmeyen, bir adım öne çıkmak için iki adım geriye giden, işine odaklanan Newley'e bizim verebileceğimiz tek ödül alkış olur.

Beşiktaş kulübü ise, onun ince ruhunu anlayarak ancak odaklanır.

Futbol takımının berbat sezonunu basketbol takımı bir şampiyonlukla telafi edebilirdi. Hâlâ edebilir mi? Biraz zor, rakip Efes Pilsen ve kadro derinliği güçlü rakibi Newley bile kolay kolay alt edemez.

Hakkı ile oynayıp, şerefi ile kazanma hikâyesine bundan daha iyi örnek olabilir mi?

Pascal Nouma'ya idol rolü biçenler, Çarşı! Bu Avustralyalıya siz nasıl teşekkür edileceğini bilirsiniz.

22 Nisan 2010 Perşembe

Para her şey değildir?!{Okay KARACAN}




Önemli olan, ilk 1 milyon doları kazanmaktır. Gerisi kolayca kazanılır derler. Acaba gerçekten öyle mi? Bunu az sayıda insan biliyor ve bilecek.
Peki onlarca milyon dolarınız varken fazladan kazanacağınız 3-5 milyon hayatınızda ne kadar büyük fark yaratır? Bunu da az sayıda insan biliyor.. Çocuk da yaparım kariyer de demek kadar kolay olmamalı.. Hem de bir profesyonel sporcu için.. NBA'in normal sezonu biterken, Türk basketbolunda sıradan bir yılın sonuna gelinmişken küçük bir düşünce egzersizi yapalım..

Madrid'de harika bir hayatı vardı. Şehri ve insanları seviyor, böyle büyük bir kulübün parçası olmaktan ayrı bir haz duyuyordu. İspanyolcası ilerlemeye başlamış, Efes'ten sonra enfes bir hayata yelken açmıştı Tunçeri ve ailesi.. Hiçbir başarı tesadüfe veya şansa bağlı değildir. İnsan şansını kendisi yaratır ve Kerem de şansını kendisi yaratan adamdı. Real Madrid'de iki yıl forma giydi. Avrupa'nın iki numaralı kupası Eurocup'ı kazandı. Her şeyden önemlisi NBA'den sonra dünyanın en büyük ve en iyi organize edilen liginde Barcelona'yı geride bırakıp şampiyon oldular. Final serisindeki müthiş oyunu ile dikkat çekti. Taraftar ve basının sevdiği, alkış tuttuğu, takdir ettiği adamdı Kerem Tunçeri.. Sonra hocasıyla arası bozuldu. "O var ise ben yokum" dedi. Bekle dediler, adamın kontratı devam ediyor. Beklemedi. Rusya'dan 1,5 milyon Euro'yu bulan cazip bir teklif geldi. Tunçeri gitmeyi tercih edip Triumph takımına transfer oldu. Madrid güneşine karşı Moskova'nın bulutlarını tercih etti.

Triumph Moskova'da işler iyi gitmedi. İstediği süreleri bir türlü alamıyor, şehre ve kültüre alışamıyordu. Yeteneklerini göstermesi için engeller birbiri ardına sıralandı. Ücret ödemeleri de aksamaya başlayınca sezon ortasında yeniden Efes'e döndü Tunçeri..

Orlando'da harika bir hayat yakalamıştı. Muazzam nemli iklimine, tipik karakterine karşın yaşanılası bir yerdi Orlando.. Renkli ve eğlenceliydi. Günden güne kendini geliştiriyordu ve iki sezon önce en büyük gelişme gösteren sporcu olarak seçilmişti. NBA kariyerindeki inanılmaz çıkışı Dwight Howard ile birlikte Orlando Magic'i Shaquille O'Neil döneminden sonra ilk kez finale taşımıştı. NBA şampiyonluğuna ulaşan ikinci Türk unvanını finalde kaybetse de Orlando Magic taraftarı ve takım arkadaşları için büyük adamdı Türkoğlu.. Kontrat uzatma senesindeki büyük çıkışını taçlandıracak bir imzayı hak ettiğini düşünüyordu. Orlando 5 yıllık 35 milyon dolar teklif edecekti ama o bunu yeterli görmüyor, 50'lili rakamları telaffuz ediyordu.

Yaz aylarında Orlando yönetim ofisi aradaki uçurumu fark edip, teklif götürmedi Türkoğlu'na.. Portland ilgi duyuyordu Hido'ya, ayağına kadar gidip, takımı Roy ile onun çevresinde kuracaklarını ve ısrarla istediklerini söylediler. Müthiş bir yaklaşımdı. Önce Portland'a gitti. 50 veya ona yakın bir paraya anlaştığı duyuruldu.. Portland taraftarı bir önceki NBA finalinin yıldızını coşkuyla karşılamıştı.. Birdenbire işler değişti, 53 milyona çıkan Toronto'ya imza attı Hidayet..

NBA'in Kanadalısı ile anlaşınca Portland'a attığı çalım Orlando'dan sonra, Portland'da da infial yarattı. Orlando'nun nemli havası ile Toronto'nun kuru soğuğu arasında 18 milyon dolar fark vardı 5 yıl için ve Portland aktarmalı bu fark karşılığı iklim değiştirdi bizim çocuk..

Belki Orlando'nun teklifi ile Toronto arasında garanti parada 27 milyon dolar fark olduğu için haklıydı ama birkaç milyon dolara Portland'a attığı çalımda elle oynama vardı..

Hidayet kötü bir sezonun ardından şimdi Toronto'da da taraftar arasında sempatisini kaybetmiş, basında yılın hayal kırıklığı olarak görülüyor.

Bu gece sabaha karşı Chicago ile aralarındaki Play-Off'a kalma mücadelesinde son durum ortaya çıktı. Siz sonucu biliyorsunuz..

Dünya Basketbol Şampiyonası'nda büyük umutlar beslediğimiz Hidayet ve Real macerasına harakiri yaparak veda eden Tunçeri bugün olsa aynı kararı verirler miydi? demeden edemiyor insan..

Bu kararlar alınırken, atladığımız insani detaylar olabilir. Orlando'nun ve Real Madrid'in oyun planları gereği atacakları adımları kendileri için güvenli bulmamış olabilirler. Bu yorumu basketbolu gece gündüz izleyip, uzmanlık derecesinde bilenlere bırakıyoruz. Her şeye rağmen, büyük resme bakınca "Para her şey değildir" demekten alamıyoruz kendimizi..

Okay KARACAN-Zaman

7 Kasım 2009 Cumartesi

Beşiktaş, Bu Fırsat Kaçmaz

Futbol takımıyla hüsran yaşayan Beşiktaş salonda bir parça itina gösterilirse neler yapabileceğinin farkında mı acaba? Malum, ülkenin en güçlü iki takımı sezon öncesi birbirine girdi. Lige de öyle müthiş başlamadılar.
Beşiktaş ise, kurduğu kadro ve kullanma şekliyle parkeleri şenlendirecek gibi. Yıllardır şampiyonluk yaşamayan kulüp aslında son birkaç sezonda zaman zaman taraftarı heyecanlandıran işler çıkardı.

Yanlış mı hatırlıyorum, bir dönem Akatlar her maçta hıncahınç dolmuyor muydu?

O dönemin yayıncısı NTV sırf bu seyirci atmosferi için her maçlarını canlı yayınlıyordu.

Bir bakıma seyircisi olan takım televizyon için takip edilesi bir ürün haline dönüşüyordu.

Sahi, o seyirciler nereye kayboldu?

Tam istim üzerindeyken, bazı oyuncuların alacak meselesi yüzünden kulübü terk etmesi, koçların birinin gelip birinin gitmesi ile takımın dengesi bozuldu.

Önce paralarını tahsil edemeyen yabancılar gitti (bazıları kulübü mahkemeye verdi), sonra ödediği bilet parasının karşılığını alamayan seyirciler... Bu sporun ihtiyaç duyduğu izleyici kitlesinin böyle iniş çıkış yaşayan bir takıma sadık kalması beklenemezdi. Şimdi hazır futbol takımı kötü gidiyor, kış şartları zorluyorken, o küskün seyirciyi toplamak pekala mümkün...

Geçen yıldan iskeletini büyük ölçüde korumuş ve kriz şartlarında ekonomik ölçülerde iyi takviye edilmiş bir takım var.

Sezona etkileyici bir başlangıç yaptılar. Önlerinde arka arkaya oynanacak Telekom ve Efes maçları var. Alınacak iki galibiyet büyük avantaj getirecek. Genel resme göre, Efes ve Fener'in sorunlu, Telekom ve Galatasaray'ın da istikrarsız görüntüleri ortadayken, normal sezonu birinci bitirmemek için hiçbir sebep yok. Bunu sağlayabilirlerse play-off serisinde Efes ile Fenerbahçe Ülker'in eşleşmesi işten bile değil, bu olasılığı hiç yabana atmayın. Direkt final oynama şansınız yüzde elli artıyor. Şampiyonluk ise hüner gerektiriyor.

Geçen yıllara oranla kulübü zorlamayacak bütçelerle kurulmuş takımın başarısı önündeki tek engel oyuncu maaşları...

Kulüp, futbolun yanında civciv gibi kalan basketbol takımının oyuncu ödemelerini düzenli yapsın, o takım iyi basketbol da oynar, sezonu da birinci bitirir. Seyirci Akatlar'ı yine doldurur, televizyon yine o maçları yayınlar, sponsor desteği de artar. Öyle olunca final de gelir, belki yıllardır hayal edilen şampiyonluk da..

Böyle işlerin ters gittiği bir dönemde basketbol takımı ilaç gibi gelir Demirören'e..
Okay Karacan- ZAMAN

6 Eylül 2009 Pazar

Avrupa Basketbol Şampiyonası Değerlendirmeleri{D Grubu}




Polonya'da yapılacak Avrupa Basketbol Şampiyonası'na artık saatler kaldı. Her şampiyonanın kendine özgü gelişmesi olur. Bana yılların öğrettiği bu tecrübeye dayanarak, iddialı tahminlerden kaçınarak özellikle takımımız hakkında yorumlarımın yanı sıra olma ihtimali gözüken negatif ve pozitif olasılıklara eğilmeye çalışacağım.

Otoriteler ilk günkü Litvanya maçının önemli olduğuna değiniyor. Tabii ki turnuvaya iyi başlamak çok önemli ama unutmayalım ki bu tür organizasyonlarda her maç önemli. Turnuvanın 3. günü bir bakıyorsunuz ki ilk günkü göstergeler tersyüz olmuş lider takım son gün eve gitmeme maçı oynuyor. Bu nedenle son gün oynayacağımız maç ev sahibi Polonya'ya karşı. Bu ne demek oluyor? Takım havasını beklenmedik bir Bulgaristan yenilgisinden sonra mutlaka ayakta tutma zorunluluğumuz var. Dilerim böyle bir şey olmaz ve ilk 2 günde işi bitiririz.

Gruptan kesinlikle çıkmamız gerekiyor. 2. turda C Grubu'ndan gelecek İspanya, Slovenya ve Sırbistan'dan iki maç kazanmamız gerekiyor. Nedense Polonya'nın bunlardan birini ev sahibi olarak yeneceğini düşünüyorum. Eğer grupta da bizi yenmişlerse, ilk 8'e girme işimiz averajlara kalır. İşte bu nedenle grubun son maçının önemini ısrarla vurguluyorum.

Takıma gelince; Kerem Gönlüm'ün olmaması bir dezavantaj ama Ersan fazla süre alarak 4 numara eksiğimizi giderebilir, fakat bu durumda da ortaya başka bir soru çıkar. Nereye kadar? Çünkü Avrupa Şampiyonası'nda oyuncu, enerjisini ekonomik kullanmaz ve son günlere fiziksel yorgunlukla girerse, skorer sıkıntısı çekeriz. Evet skorer oyuncu konusunda sıkıntımız var, hazırlık maçlarında da gördük, takımların kalibresi arttığında ve savunmalar sertleştiğinde ciddi şekilde skor üreten oyunculara da ihtiyaç oluyor.

Milli Takımımız'da hücumda mükemmel bir set organizasyonu göze çarpmıyor, kötü değil ama çok iyi de değil. Takım karakteri için çok hızlı ve fast break'çi de diyemeyiz.

Peki geriye ne kalıyor? Tabii ki savunma...

Bu takım Japonya'da çok sert savunma yaptı ve maçı son saniyesine kadar bırakmadan oynayarak karşılığını aldı.

Eğer bu işi tekrarlarlarsa başarılı olurlar.

Sonuç olarak bu şampiyonadaki derecemiz yapacağımız savunmayla belirlenecektir. Çünkü hem eksiğiz, hem skorer oyuncumuz sınırlı, hem kötü olmayan ama ideal de olmayan bir yarı saha hücumumuz var. Ayrıca hızlı hücum özelliğimiz sivrilmemiş. Bu durumda mecburen tek yapmamız gereken şey, tıpkı Japonya'daki gibi takım atmosferini üst düzeyde tutup ölümüne savunma yapmak.

Oyuncular, Hırvat ve Almanya yenilgilerini de iyi irdeler ve sertleşmedikçe maç kazanılamayacağına ikna olurlarsa o yenilgilerin de takıma dezavantaj değil avantaj getireceğini düşünüyorum.

LİTVANYA'NIN BEYİN TAKIMI YOK

Öncelikle Litvanya'nın Kaukenas, Siskauskas, Jasikevicius ve Macijauskas olmadan bu şampiyonaya gelmesini müjde olarak niteleyelim ve onları Japonya 2006'da yendiğimizi hatırlatalım. Ama yine de bunlar Litvanya'nın madalya için geldiğini değiştirmeye yetmez. Litvanya takımının amacı madalya ve hazırlık maçlarında olumlu sinyaller verdiler.

Kişisel görüşüm, eksik kadro ile gelen Litvanya en önemli sorunu, kısa oyuncularıyla yaşıyor. Avrupa Şampiyonası'na gelemeyen 4 oyuncu da Litvanya ve Avrupa'nın iyi kısaları. Kısacası beyin takımı. Peki yerlerine kim var? Orijinal pozisyonu 2 numara olan ama oyun kurucu pozisyonunda oynayabilen Delininkaitis, diğer isimler gibi Avrupa basketbolunda ağırlığı olmayan Mazuits ve genç Kalnietis.

Litvanya takımı tabii ki bu oyuncular yok diye her topu rakibe kaptırmayacaktır ancak iş madalyaya gelince kısaların performansı sonucu belirleyecek. Bir başka unutmamamız gereken faktör de basketbol ekolleri. Sahada kim olursa olsun ekolleri bu dezavantajı minimize edecektir.

Litvanya'nın uzunları çok iyi; Petravicius, Javtokas sıkı 5 numaralar. Lavrinovic kardeşler ve Jankunas, Avrupa'nın sayılı şutör 4 numaraları. Buralarda sıkıntı olmadığı gibi fazlalıkları bile var. Hem skor üretip hem de maça savunmada sertlik getirecekler.

Kleiza, NBA hastalığına tutulmadan takıma monte olursa hem skor hem de oyun sertliğini sahaya taşıyabilir.

Sonuç olarak Litvanya'nın tüm dezavantajlarına rağmen grubun ve şampiyonanın en önemli aktörlerinden biri olduğu düşüncesindeyim.

BULGARLAR ÇOK BAŞ AĞRITABİLİR

Bulgarların, Avrupa Şampiyonası'na alınlarının teriyle katıldığını hatırlatmak isterim. Tabii ki 2005 Avrupa Şampiyonası'nda zar zor kazandığımız maçı da unutmayalım. Bulgaristan, dövüşen ve teslim olmayan bir takım. Pini Gerson'un takımın başında olduğunu da ilave edelim. Ama tüm bu pozitif girişe rağmen, Bulgaristan kağıt üzerinde grubumuzun 4.lüğe en kuvvetli adayı. Eğer bir kaza olur da yenilirsek maalesef bunun adı başarısızlık olur.

Jaaber, Müslüman bir basketbolcu ve oruç nedeniyle takımda yer alamayacak. Yerine Andre Owens veya EJ Rowland çağrılacak.

Bulgarların önemli oyuncusu tabii ki Todor Stoykov. Eğer formda olursa takıma skor olarak katkı verecek. Ülkemizde de oynayan ve şu anda İspanya Ligi'nde forma giyen Flip Videnov, Bulgar takımının en donanımlı oyuncusu. İkiz İvanov'lar ise Bulgaristan basketbolunun çok önemli uzunları, bu şampiyona bence onların kapasitelerinin sınırını belirleyecek.

Yukarıda saydığım bu 4'lü ve kontenjandan gelecek Amerikalı yani bu 5'li, turnuvayı üst seviyede oynarlarsa bu grupta herkese kafa tutabilirler.

EV SAHİBİ POLONYA TURU GEÇER

Polonya'nın ev sahibi avantajını kullanmak isteyeceğini hemen belirtelim. Ayrıca son yıllarda büyük bir atak içerisinde olduklarını ve Polonya liginin yavaş yavaş da olsa Avrupa'da ismini duyurmaya başladığını ilave edelim. Koç Muli Katzurin, iyi ve tecrübeli bir teknik adam, o da mutlaka takıma bir katkı verecektir.

En önemli silahları kendi seyircileri önünde yapacakları sert savunma olacak. İlk maçta Bulgarlar bir anda şokla karşılaşabilirler. Gruptaki tüm takımlar bu sertlikten nasibini alacak gibi gözüküyor.

En önemli skorerleri David Logan olursa şaşırmayalım ancak bu skorer kimliğini takım düzeni içinde bulursa onlara avantaj sağlar.

Orlando'lu Gortrat ve Maccabi'li Lampe, birçok takımı kıskandıracak ve birbirini tamamlayan uzun ikili. En güçlü oldukları pozisyonları pota altı. İhtiyar delikanlı, Adam Wojcik, takımın direncini ve bütünlüğünü muhtemel mağlubiyetlerden sonra sağlamaya çalışacak.

Sonuç olarak böyle bir şampiyonada maça ağırlığını koyacak Logan'dan sonra 2. ve 3. kısalarını maçlarda yakalarlarsa, bir üst tura geçme ihtimalleri yüksek olacaktır.
Çetin Yılmaz- Zaman

5 Eylül 2009 Cumartesi

Avrupa Basketbol Şampiyonası Değerlendirmeleri{C Grubu}




Avrupa Basketbol Şampiyonası'na birkaç gün kala, artık takımlar Polonya'daki maçları oynayacakları şehirlere doğru yola çıktı. Gelin biz de Varşova'ya kadar uzanıp, şampiyonanın ikinci bölümünde Milli Takım'ımıza rakip olacak takımların çıkacağı, bu turnuvanın en zor grubunda mücadele edecek takımlara bir göz atalım.

İSPANYA BU KEZ 'SARI İSTİYOR

Dünya şampiyonluğunu kazandıktan sonra Olimpiyatlarda gümüşe uzanan İspanyollar, son beş senede Avrupa şampiyonalarında dört kez madalya almayı başarsalar da rengi hiç sarı olmadı. Belki de bu altın hırsı, bu yaz milli takımdan affını isteyip dinlenmeyi planlayan Paul Gasol'u Polonya'ya götürüyor. NBA play off finallerinin sonunda şampiyonluk yüzüğünü parmağına takan ve bunun için de 104 maç oynayan (18,6 sayı - 9,2 ribaund ortalama) Gasol, ülkesinin başarısı için Polonya'da! Bana göre Pau Gasol'u 2009 Avrupa Şampiyonası'na JR Holden getiriyor...Nasıl mı? 2007 Eylül'ünde Madrid'de İspanya ile Rusya arasında oynanan finalin son 2,8 saniyesindeki sayısı ile altını İspanyolların boynundan alarak...

Paul Gasol'un liderliğindeki İspanya Milli Takımı'nın yapısına baktığımızda, NBA'den Rudy Fernandez ve Marc Gasol, Euroleague yıldızı Juan Carlos Navarro, Felipe Reyes ve Jorge Garbajosa gibi dev oyuncuları görüyoruz. Yine tabii ki Juventut'taki etkili performansıyla 3,5 milyon Euro'ya Barcelona ile 6 senelik anlaşma yapıp İspanya basketbol tarihinde bir ilke imza atan 18'lik Ricky Rubio'yu da yabana atmamak gerek. Carlos Cabezas, Alex Mumbru, Berni Rodriguez, Raul Lopez ve Victor Claver ise yine kaliteli ve tecrübeli oyuncular. Bu arada bu isimlerin arasında görmeye alıştığımız iki isim Polonya'da olmayacak: Jose Manuel Calderon ve Carlos Jimenez. Bu kadrodaki P. Gasol ve R. Fernandez'in sakatlıktan nasıl dönecekleri takım performansını da belirleyecektir. Ayrıca son hazırlık maçında eksik İspanya'nın, Litvanya'ya 94-72 skorla yenilmesi şampiyona öncesi hem İspanya'ya hem de Türkiye'ye gereken önlemleri almaları konusunda iyi bir mesaj olacaktır.

Senelerce İspanya Basketbol Ligi'nde (ACB) çalışmış olan tecrübeli koç Sergio Scariolo yeni takımı ile İspanyol basketboluna özlenen madalyayı kazandırmaya çalışacak. Benim turnuvadaki favorim olan İspanya etkili basketbolu ile yine şampiyonaya damga vuracaktır.

SLOVENYA SÜRPRİZ YAPABİLİR

Avrupa basketboluna, yetiştirdiği oyuncularla damga vuran ama derece olarak hep beklentilerin altında kalan Slovenya, 2005'te en iyi derecesini elde ederek 2006 Dünya Şampiyonası'na gitmeye hak kazanmıştı. Tecrübeli oyuncuları ve genç yetenekleriyle grubun ikinciliğini alıp turnuvada sürpriz yapabilirler.

Oyunculuğunda Yugoslavya ile Avrupa şampiyonluğu kazanmış, şimdi ise Sloven Milli Takımı koçluğunu yapan Jure Zdovc'u ve takımının başarısını etkileyecek 3 etken var: Takım kimyası, savunma ve önemli oyuncuların eksiklikleri. Sani Becirovic, Beno Udrih ve Nesterovic'in yokluğunda, sakatlığı uzun süren Smodis'in de durumu henüz netleşmedi. Bunun yanında genelde zor anlarda beraber hareket edememeleri ve bu gibi zor turnuvalarda ortaya çıkan "savunmada devamlılık" konuları diğer etkenler olacaktır. Polonya'daki takımlar içerisinde en uzun boy ortalamasına sahip olan Slovenya'da Türk basketbolseverlerin tanıdığı Efes Pilsen'in yeni oyuncusu Bostjan Nachbar ve Fenerbahçe Ülker'de oynamış Gasper Vidmar gibi oyuncular da var.

Son şampiyonadaki maç sonu şansları yanlarında olursa (2007'de İspanya'da Fransa ve İtalya'ya karşı 1 sayılık galibiyetler) ve aynı savunmayı yapıp (2007'de rakiplerini 63 sayı civarında tutmayı başarmışlardı) takım olarak inişli çıkışlı performans göstermezlerse Polonya 2009'un sürpriz takımı olurlar.

SIRBİSTAN YENİ JENERASYONUNA GÜVENİYOR

Tecrübeli koç Dusan Ivkovic 1985-1988 doğumlu oyuncuları bir araya getirdi. Milenko Tepic, Milos Teodosic, Stefan Markovic, Nemanja Bjelica, Uros Tripkovic, Ivan Paunic, Kosta Perovic, Novica Velickovic, Miroslav Raduljica, Milan Macvan'ın yanına iki 1983 doğumlu oyuncuyu Bojan Popovic, Nenad Krstic'i koyarak Polonya 2009'un kadrosunu oluşturdu. Kendi ülkelerindeki şampiyonada "Sırp rüya takımı" ile hüsran yaşadıktan sonra yeni bir jenerasyon oluşturmak için kolları sıvayan Sırbistan, bu şampiyonada favori takımların korkulu rüyası olacaktır. Onları yenmek isteyenlerin maçın sonuna kadar savaşmaları gerekecek. CSKA Moskova'da değişimi başlatan ama bir türlü mutlu sona ulaştıramayan kurt hoca Ivkovic için de bu jenerasyon "hâlâ ayaktayım" mesajı anlamı taşıyor.

Sırp takımının en büyük artıları; gençlik enerjisi, kendilerini Avrupa arenasında ispat etme hırsları, tabii ki yılmayan ve Perovic (2.17), Krstic (2.14), Raduljica (2.13) gibi uzun oyuncularla desteklenen saldırgan savunmaları olacak. Bu uzun maratona Varşova'dan başlayacak olan, 1943 doğumlu Ivkovic'in genç takımı son 8'e kalacaktır.

BÜYÜK BRİTANYA'NIN ŞANSI ÇOK AZ

Varşova grubunun en zayıf takımı olan Büyük Britanya'da bile Pops Mensah-Bonsu (Houston Rockets), Andy Betts, Robert Archibald ve Joel Freeland gibi NBA ve Euroleague'de oynayan oyuncuların olması, bu grupta çekişmeli maçların olacağının göstergesi. Koç Chris Finch'in en büyük şanssızlığı Pops Mensah-Bonsu'nun kadroya bu hafta katılması değil, böyle zorlu bir gruba düşmesi. İkinci tura çıkamazlar ama düşük konsantrasyonda yakaladıkları takıma zor anlar yaşatabilirler.

Murat Özyer-Zaman

3 Eylül 2009 Perşembe

Avrupa Basketbol Şampiyonası'na Doğru {A Grubu}



HIRVATLAR İLK TURDA MAÇ KAYBETMEZ

Efes Cup'ta geçen hafta 12 Dev Adam'ı devirerek dikkat çeken Hırvatistan hem A Grubu'nun hem de turnuvanın favorisi. Bu performanslarını sürdürmeleri halinde şampiyonayı ilk 5'te bitirirler. İlk grupta maç kaybetmelerini beklemiyorum. Bir diğer avantajları da ikinci turdaki çapraz grupta B Grubu'ndan gelecek Rusya, Letonya, Fransa ve Almanya'yı altlarına alabilirler. İlk grubu 3 galibiyet ile geçerlerse, altılı 2. grubu da 1. veya 2. olarak bitirirler görüşündeyim. Bu da onlara çeyrek final için nispeten daha iyi bir eşleşme getirebilir.

Takıma baktığımızda; kısa-uzun dengesinin yerinde ve oyun disiplininin yüksek olduğunu görüyoruz. Kısalardan Ukiç oynadığı basketbol ve form durumuyla temel kısa konumunda. Milwaukee Bucks'ta geçirdiği bir sezon basketboluna çok şey katmış. Atması kadar adam eksiltip yanındakilere attırdığını da görüyoruz. Planinic ve Davor Kus kısa rotasyonunda takımın kozlarından. Hem tecrübeli hem de skor konusunda kapasiteli isimler. Aynı şekilde Marko Popovic de dikkat edilmediği gün, bu isimleri geçip rahatlıkla çift haneli skor yapabilecek nitelikte.

Uzunlara baktığımızda da hem tecrübe hem de basketbol bilgisi görüyoruz Hırvat takımında. Vujcic tam randımanla oynarsa büyük tehdit. Aynı şekilde ağır olmasına rağmen gerçek bir düşük post oyuncusu olan Nikola Prkacin de önemli bir isim. Top bu oyuncudayken dış adamların pozisyonu ve alanı daha da artıyor. Mario Kasun bu iki isimle beraber, hareketli oyunlarda etkili olan bir oyuncu. Sahada kalma süresi bence performansını etkileyecek en önemli etken. Nicevic daha ayağı çabuk ve dış şutu seven, yüksek posttan şut isabeti ve pası olan bir isim. Saymakla bitmiyor ama Loncar da sahada her zaman yer alabilecek bir oyuncu. Bunların hepsine baktığımızda kapasiteli ve derin bir kadro görüyoruz. Bu yüzden de Hırvatistan turnuvanın favorisi.

YUNANİSTAN BU KEZ BAŞARAMAZ

2005'in Avrupa şampiyonu Yunanistan, genel olarak turnuva takımıdır. Katıldığı her şampiyonada madalyaya aday olan Yunanistan sertlik dozajını yüksek tutan oyuncular grubuna sahip, güçlü bir savunma ekolüdür. Fakat ben bu turnuvada Yunan takımının çok parlak bir derece alabileceğini öngörmüyorum. Gerek son hazırlıklara ve oynadıkları basketbola bakınca, gerekse de takımdaki eksikleri düşününce bu tezim güçleniyor.

Diamantidis, Papaloukas ve Vassilopoulos kadroda olmayacak. Özellikle Diamantidis ve Papaloukas maçın sonucunu her an değiştirebilecek kısalar. Bence bu iki ismi çok ararlar bu turnuvada. Bu iki beyin oyuncunun yokluğunda Spanoulis taşıyıcı kısa olacak. Hem geçtiğimiz sezon oynadığı oyun hem de şu anki form durumu takım için önemli olan Spanoulis, skor konusunda da takımı rahatlatan isim. Yıldızların yokluğunda, Zisis kapasitesini sahaya koymak durumunda kalacak. Keza Fotsis de takım yapısında önemli role soyunacak. Takımın ana karakterleri konumunda olacak bu üç isim etkili olamazsa Yunanların turnuvanın sonunu görmesi hayli zor. Hatta ilk grupta Makedonya'nın altında kalırlarsa sürpriz olmaz.

MAKEDONYA SÜRPRİZ YAPABİLİR

Efes World Cup'ta final oynayarak herkesi şaşırtan Makedonlar, grubun sürpriz takımı. Son senelerde toparlanan bünyesine bir de devşirme oyuncu katan Makedonya artık belli bir düzeye erişti. Belli düzeyde basketbol oynayan, maçı bırakmadan kendi doğrularını yansıtan bir takım Makedonya. Bence ilk grupta Hırvatistan ve Yunanistan'ın arasına girip diğer tura avantaj taşıyabilirler. Yunanistan'la oynayacakları açılış maçı Makedonların durumunu belirler. Yunanistan'ı yenebilecek durumda gözüküyorlar. Kadroya baktığımızda Jeremiah Massey, sayı ve ribaunt konusunda takımın lideri durumunda. Stefanov tanıdık ve tecrübeli bir oyuncu. Todor Gecevski ve Pero Antic, Stefanov ile birlikte takımın etkin oyuncuları. Tahminimce grupta Yunanistan ile çekişecekler. Hırvatlara kaybeder gibi gözükmekle beraber gerek turnuva ortamında gerekse de ilk 2 maçı kazanmaları halinde Hırvatları da zorlayabilirler. Grubu 2. bitirmeleri sürpriz olmaz.

İSRAİL, GRUBUN EN ZAYIF HALKASI

Grubun bana göre zayıf halkası İsrail. Zayıf derken diğer takımlardan düşük kapasiteli, tamamen 2-3 oyuncunun günlük performansına bağlı bir ekip görünümündeler. Benim onları grupta koyacağım sıra 4.lük. Oyun kurucu Mekel turnuvanın genç yıldız adaylarından olabilir. Bunun yanında Halperin ve Burstein ikilisi takımın bel kemiği. Bu iki oyuncunun skora vereceği destek İsrail'in maç kazanmasında rol oynar. İsrail'in maç kazanması zor ama kazanmaları için takım olarak yüksek şut isabetiyle oynamaları, dış adamların da sayı limitini üste çekmesi gerekiyor. Açıkçası İsrail'in grupta ilk üç içine girmesi benim için büyük sürpriz olur.

UFUK SARICA

YARIN B GRUBU'NU MURAT DİDİN YORUMLAYACAK

Kaynak: Zaman